25 – 30 Ağustos tarihleri boyunca sürecek olan PAÜ Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığı Havacılık Topluluğu’nun Türk Bayraklı paraşüt uçuşları ile başlayan etkinliklerin devamında, 28 Ağustos Perşembe günü PAÜ Satranç Topluluğu’nun düzenlediği “30 Ağustos Zafer Turnuvası” gerçekleştirildi.
29 Ağustos Cuma günü devam eden etkinlikler kapsamında PAÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ev sahipliğinde, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ercan Haytoğlu tarafından “Türk Tarihinde 30 Ağustos Zaferi ve Önemi” başlıklı bir konferans gerçekleştirildi.
Rektör Prof. Dr. Mahmud Güngör, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ersan Öz, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasemin Beyazıt’ın da katıldığı konferans, Dekan Prof. Dr. Beyazıt’ın açış konuşması ile başladı.
Dekan Beyazıt: “30 Ağustos; varını yoğunu ordunun emrine veren, cephelere erzak taşıyan, ayağındaki çarığını paylaşan, yoksul ama dimdik tarihin şanlı zaferleriyle yoğurulmuş, mandaya, himayeye ve esarete karşı kanının son damlasına kadar mücadele eden Türk milletinin onuru ve şerefidir.”
PAÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yasemin Beyazıt, günün anlam ve önemine dair yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “Ağustos ayı Türk’ün zaferler ayıdır. Malazgirt, Otlukbeli, Çaldıran, Mercidabık, Mohaç, Kıbrıs’ın fethi ve daha pek çoğu ağustos ayında gerçekleşmiştir. Türklere Anadolu’nun kapılarını 954 yıl önce Malazgirt Meydan Muharebesi, Türk milletinin yeni yurdunun Anadolu olduğunun tarihi bir nişanesidir. 1176 yılında bu topraklarda Çivril’de gerçekleşen Miryokefalon Savaşı da Anadolu’nun daimî bir Türk yurdu olduğunu göstermiştir. Anadolu’yu Türk yurdu kılan bu savaşlardan sonra coğrafyamızda dokuz asır Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu devletleri hüküm sürmüştür. Birinci Cihan Harbi’nin sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasıyla verdiğimiz istiklal mücadelesinin nihayetinde gerçekleşen Büyük Taarruz Zaferi ise yedi düvel bir araya gelse de Türk milletinin Anadolu’dan sökülüp atılamayacağını Malazgirt ile açılan vatan kapısının sömürgecilere ve işgalcilere ebediyen kapandığını en güzel şekilde kanıtlamıştır. 1921’de Mehmet Akif, istiklal mücadelesi sürerken kaleme aldığı İstiklal Marşımıza “Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak, sönmeden yurdumun üstünde tutan en son ocak” diyerek başlamış, “Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal” dizesi ile de son vermiştir. Dünyada hiçbir ülkenin istiklal marşı korkma kelimesi ile başlamamaktadır. Bu ifadeler büyük bir imparatorlukken varlık yokluk mücadelesine düşülmesinin yarattığı hüznü, dehşeti ama bir o kadar da ümidi ve inancı bizlere göstermektedir. İstiklal Marşımız milletimizin yüreğindeki istiklal aşkını, milletimizin serdengeçtiliğini, kefensiz yatan şehitlerimize duyduğumuz hürmeti, imanımızın ve inancımızın verdiği mukavemeti, istiklalden başka bir çaremizin ve yolumuzun olmadığını kendimize ve tüm dünyaya haykırarak Büyük Taarruz’un ruhunu oluşturmuştur. İstiklal mücadelemiz Türk-İslam’da, Kafkasya’da, Hindistan’da, Afrika’da akis bulmuş Türk milletinin azim feraset ve gayretkeşliliğiyle tüm sömürülmüş toplumlar mazlumlar için büyük bir örneklik teşkil etmiş ve halen örneklik etmeye devam etmektedir. Yahya Kemal Beyatlı, Büyük Taarruz’u anlattığı şiirinde “Şu kopan Türk ordusudur ya Rabbi. Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi. Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın. Galib et çünkü bu son ordusudur İslam’ın.” dizelerini söylerken bu savaşın sadece Anadolu için değil, tüm Türk ve İslam dünyası ve insanlık için ehemmiyetini bir kez daha ifade etmiştir. 30 Ağustos Gazi Mustafa Kemal’in “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır o satıh bütün vatandır vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz” ifadelerinin tecessümüdür. 30 Ağustos varını yoğunu ordunun emrine veren, cephelere erzak taşıyan, ayağındaki çarığını paylaşan, yoksul ama dimdik tarihin şanlı zaferleriyle yoğurulmuş, mandaya, himayeye ve esarete karşı kanının son damlasına kadar mücadele eden Türk milletinin onuru ve şerefidir. Dünya tarihinin gidişatını değiştiren bağımsızlığımızı harp meydanlarında tescilleyen imkânsız görüneni gerçek kılan 30 Ağustos Zafer Bayramı’mızın 103. Yılını kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, gazilerimizi, cepheye silah taşıyan analarımızı genci ve yaşlısıyla kadınlarımızı evlatlarımızı saygıyla rahmetle ve minnetle anıyorum. Türk milletiyle Türk Cumhuriyeti ilelebet payidar kalsın. En derin hürmetlerimle…”
Açış konuşmasının ardından PAÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ercan Haytoğlu “Türk Tarihinde 30 Ağustos Zaferi ve Önemi” konulu konferansını gerçekleştirdi.
Prof. Dr. Haytoğlu: “26 Ağustos, Türk tarihinin dönüm noktasıdır. 30 Ağustos Zaferi, Türk milletinin varlık mücadelesinin zirvesidir”
Pamukkale Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Ercan Haytoğlu, 30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla düzenlenen konferansta, Türk tarihinin kritik dönemeçlerini değerlendirdi.
Konuşmasında 26 Ağustos’un yalnızca 1922 Büyük Taarruz’un değil, aynı zamanda 1071 Malazgirt Zaferi’nin de tarihi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Haytoğlu, 26 Ağustos 1071’de Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığını, 26 Ağustos 1922’de ise bu toprakların Türk yurdu olduğunun bir kez daha dünyaya ilan edildiğini ifade etti.
Selçuklulardan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Milli Mücadele’ye uzanan süreçte Anadolu’nun sürekli dış müdahalelerle karşı karşıya kaldığını belirten Haytoğlu, Haçlı seferlerinden Sanayi Devrimine kadar Avrupa’nın Türk ilerleyişini durdurmak için farklı yöntemler geliştirdiğini ifade etti. Osmanlı’nın güç kaybıyla birlikte toprakların işgale açık hale geldiğini, Mondros ve Sevr Anlaşmaları’nın ise Türk milletini yok saydığını dile getirdi.
Konuşmasında Milli Mücadele’nin önemine değinen Prof. Dr. Haytoğlu, Atatürk’ün “Ya istiklal ya ölüm” parolasını hatırlatarak, mücadelenin yalnızca bir liderin değil aynı zamanda bu liderle birlikte hareket eden azimli bir ekibin eseri olduğunu vurguladı. Amasya, Erzurum ve Sivas kongrelerinin meşruiyet arayışının simgesi olduğunu söyleyen Haytoğlu, Büyük Taarruz’un ise uzun ve zorlu bir hazırlık döneminin ardından gerçekleştirildiğini kaydetti.
Konuşmasında 30 Ağustos Zaferi’ni, Türk milletinin varlık mücadelesinin zirvesi olarak tanımlayan Prof. Dr. Haytoğlu, 9 gün süren taarruzun İzmir’in kurtuluşu ve ardından gelen Lozan Antlaşması ile bağımsız Türk devletinin yolunu açtığını belirtti. Prof. Dr. Haytoğlu konuşmasını şehit ve gazilere rahmet dileyerek tamamladı ve tüm katılımcıların 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutladı.
Konferansın sonunda Rektör Prof. Dr. Mahmud Güngör, paylaşımları ve katkılarından dolayı Prof. Dr. Ercan Haytoğlu’na teşekkürlerini sunarak belge takdiminde bulundu.